Farklı olmanın cezası sabittir!

Oysa ne güzeldir hayattan bihaber öyle yaşayıp gitmek. Farkında değilsindir hiçbirşeyin... ne güzel!

Yatarsın, uyursun hiçbirşey düşünmeden... sananedir senden gerisi?

Yapabilseydim gözlerimi kapatmak isterdim gördüklerime, kulaklarımı tıkamak duyduklarıma... öyle yaşayıp giderdim bende duymadan, görmeden, bilmeden!

1 Ocak 2010 Cuma

Sitem

1 Ocak 2010
Klasik olacak ama koskaca bir yıl gitti... bitti...
Yılın ilk günü biraz depresifim sanırım. Sanırım değil aslında aynen öyleyim.
Karışığım. Biliyorum, bu normal halim değil mi ki benim?
Bir yerlerde yanlış yapıyorum.
Seni onaylamayan insanları sende sevmiyor musun? Bu kadar mı zavallıyız? Hep takdir beklentisi ile yaşamaya bağımlıyız? Evet yine kızdım birilerine ya da birisine ve evet yine kusuyorum içimdekileri buraya!!!

Yeni yıla çok güzel bir evde bir partide girdik. Çok eğlendim. Uzun zamandır gülmediğim kadar çok güldüm. Ama bu nişanlılık olayı, artı işimdeki ciddiyetim beni biraz fazla geriyor sanırım. Sapıtamıyorum artık. Sürekli kendime her konuda hakim olmak zorunda hissediyorum kendimi. Sarhoş olmuyorum. Dağıtmıyorum. Deli gibi dans etmiyorum... eee cümle alem sarhoş bir ben ayık yapılan tüm saçmalıklar birbir batıyor gözüme! Eh bir de bu saçmalıklara sevgilim de dahil olunca dayanamıyorum. Başlıyor benim içimdeki canavar huzursuzlanmaya. İnsanlar sarhoş, herkes birbirine acayip haller halinde. Düşenler, kalkamayanlar, konuşamayanlar, yürüyemeyenler, saçmasapan konuşanlar, tribe girenler, yiyişenler, eş değiştirenler vs.vs. Tüm bunlar olup biterken eğlenmek mümkün değil mi? Mümkünse ben niye başaramıyorum. Tüm bu hengamenin içindeyken Rüya "neden mutsuzuz bunun yolu nedir?" demez mi birde... Gülüp geçemedim dediğine. Boşver eğlenmene bak deyip geyikte yapamadım. Takıldım gittim bir cümleye. Sonra oturduğum yerden başladım olup biteni izlemeye. Herkes mutsuz gerçekten. İçerek unutmaya çalışanlar, birkaç saat sarhoş olarak özgürlüğünü bulmaya çalışanlar... Ama en zavallısı bendim sanırım içlerinde birkaç saatliğine de olsa onların yaptığını yapamayan! Birkaç saatliğine de olsa ruhumu özgür bırakamayan!

2010' a ilk girdiğim anı anlatmalıyım birde. Gittiğimiz evin terasındaydım. İstanbul' u yüksekten gören bir yer. Havai fişekler başlandı atılmaya. Hava ılık. Havai fişeklerin sesiyle kuşlar havalandı. İnanılmaz güzeldi. Gökhan' ı bekledim yanımda olsun diye ama benim sevgilim o esnada arkadaşlarıyla birlikte içki hazırlama telaşındaydı. Ne yalan söyleyeyim yanıma gelmesini beklerdim. Ama malesef birkaç alışamadığım huyundan bir tanesi. Arkadaşlarıylayken bambaşka bir adam oluyor neredeyse. Tuhaf, yabancıladığım bir adam. İşin kötüsü düşündüklerimi duymak istemiyor. Ben ciddileştikçe, o sapıtmak istiyor. Herkesin imrendiği o uyum var ya aramızda uçup gidiyor. Yine diyesim geldi. Atılır mıyım oyundan, benzemezsem diğerlerine! Evet atılırım. Kimse istemiyor seni oyununa. Sevgilin bile! "Keşke gelmeseydin sen olmazsan daha çok eğlenirdim" diyecek kadar istenmiyorsun. Birkaç haftadır benim gerginliğim sonrası ortamlara ayak uyduramam ve gördüğüm çarpıklıkları eleştirmem sonucunda aramızda bir gerginlik bir soğukluk var. Açıkcası böyle devam ettiği sürece benim de içimden pek birşey yapmak gelmiyor.

Neyse, pek bir özel hayatı sergileyen bir yazı oldu bu yazı! Canım sıkkın yılın ilk günü...

1 yorum:

Asortik Krep dedi ki...

Yazıyı okuyunca ilk düşündüğüm istediğiniz gibi insanlar arasında değilsiniz bu yüzden mutlu değilsiniz oldu.Oysa istediğiniz tarz öyle olsaydı onları seyretmekten bile mutlu olurdunuz..
Birde nişanlılıkta her durumda ve her yerde onunla mutlu olmanız gerekliydi,ortamı sorgulamak uzun ilişkilere mahsustur normalde..Daha çok erken.